Ana Sayfa
Hakkımızda
Abone Ol
e-Kitap & e-CD
Makaleler
İletişim
Ana Sayfa
>
Makaleler
> Yaşama Dair Öyküler
Yaşama Dair Öyküler
Dünyanın En Zengin Cimrisi
Hetty Green, 1835 yılında Amerika'nın Massachusetts bölgesinde doğdu. Babası milyoner bir işadamıydı ve onu iki yaşından itibaren iş yerine götürmeye başladı. Altı yaşma geldiği zaman, günlük ekonomi gazeteleri okumaya başlamış ve bankada kendi adına hesap açtırmıştı. Babası öldüğü zaman kendisine 7.5 milyon dolarlık bir servet kalmıştı. New York'a gitti ve parasını Wall Street'te değerlendirdi. En ucuz lokantalarda yiyor, her kuruşun hesabını yapıyordu. Kısa zamanda dünyanın en zeng
Yaz Tatili
Geçen yaz tatilinde, Edremit'te Maliye Bakanlığı'na ait denize sıfır nefis manzaralı bir yerde, teyzemin davetlisi olarak kalmaya başlamıştım. Binamız dört katlıydı ve bizim dairemiz ikinci kattaydı. Tatilde bir şey dışında her şey yolundaydı. Üçüncü katta kalan delikanlı, günler geçtikçe asabımı bozuyordu. Gündüz ve gece hemen hemen vaktinin tamamını balkon-da geçiriyordu. İyi ama bundan sana ne diyeceksiniz. Balkonda müzik setinin sesini sonuna kadar
Gelincik
Ailesinin tek varisi o idi. Ailesinden kendisine geniş toprak parçaları, bol miktarda para ve gayri menkuller miras kalmıştı. Ambarlarındaki ürünlere dadanan farelerin canını sıkmasından başka bir derdi yoktu. Günlerden bir gün hayvanat bahçesinde çalışan bir arkadaşına dert yanınca, arkadaşı da ona üretim fazlası gelinciklerin hayvanat bahçesinde bol miktarda olduğunu, eğer isterse satın alabileceğini söyledi. Ancak hayvanat bahçesi müdürü,
Gel de Çık İşin İçinden
23 Mart 1924'te Ronald Opus'un cesedini inceleyen adli tabip, adamın kafasından yediği kurşunla öldüğü sonucuna vardı. Ronald Opus, on katlı bir binanın tepesinden, intihar niyetiyle aşağıya atlamıştı. Umutsuzluğunu, geride bıraktığı bir notta açıklıyordu. Ancak dokuzuncu katın önünden geçerken, pencereden gelen kurşun başına isabet etmiş, hayatı bu kurşunla sona ermişti. Apartmanın sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicilerini korumak için konulmuş bir ağ vardı; ama, bu
Dublör
Einstein konferanslarına hep şoförüyle birlikte giderdi. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün Einstein'ın oldukça yorgun göründüğünü fark eden şoförü Einstein'a dedi ki: "Üstadım bu İzafiyet Teorisi'ni, sizinle birlikte en az elli defa takip ettim. Artık bütün söyleyecekleriniz ezberimde; isterseniz sizin yerinize ben geçeyim siz bu arada arka koltuklarda benim giysilerimi giyerek biraz kestirebilirsiniz."r /
Kurnaz Yaşlı
Emekliliğimde dinlenirim, diyordu, ama evi lisenin tam karşısındaydı ve her akşam lisedeki yaramaz çocuklar, dış kapının yanındaki çöp kutularına taşlar atıyor, tekmelerle çöp kutusunu yerlere boşaltıyorlardı. Buna bir çare bulmak gerektiğine inanan yaşlı adam bir gün çocukları çağırdı ve onlara, "Gençler inanın sizin bu neşeniz ve canlılığınız bana gençliğimi hatırlatıyor. Lütfen buralardan uzaklaşmayın, bakın her gün gelip bu çöp kutularını de
Napolyon'un Rusya Seferi
Napolyon, Rusya içlerinde ilerlerken küçük bir kasabada hiç ummadığı bir direnişle karşılaşmıştı. O kadar ki, Napolyon'un ordusu bir an dağılmış, Napolyon, Rus askerlerinin Önünde kaçmaya başlamıştı. Dar bir sokakta çaresizce bir deri dükkanına girdi ve sahibine onu saklaması karşılığında çok büyük bir ödülle karşılık vereceğini söyledi. Adam onu köşedeki deri yığınının altına gizledi. Az sonra dükkâna giren Rus askerleri
Ayakkabımın Teki
Bir bilge bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılardan birisi ayağından çıktı ve yere düştü. Aşağı inip onu alması imkansızdı, çünkü tren çoktan harekete geçmişti. Yanındaki arkadaşları ne yapacağını merakla bekliyorlardı. O gayet sakin bir biçimde, diğer ayağındaki ayakkabıyı da çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı. Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu: &nbs
Ressam
Bir ülkenin öyle bir padişahı vardı ki; kılı kırk yarar, haklı ile haksızı, doğru ile yanlışı tam ayırır, adaletinde kimsenin şüphesi kalmaz, verdiği karar gönül rahatlığı ile herkes tarafından kabul görürdü. Bir gün tebaasında bulunan Çinliler ile Rumlar: - Biz en iyi ressamız! - Hayır, en iyi ressam bizleriz! diye aralarında tartışır, lakin bir sonuca varamazlar. Ulu hakem olarak Padişah'a arz ederler durumlarını. O zamana kadar yaptıklarını bir bir sa
Gerçek Mutluluğun Gizemi
Ülkesi yerkürenin en önemli bölgesinde bir denizden bir denize dek uzanıyordu. Halkı onu çok seviyordu. Rüzgarla yarışan süvarileri, koca dalgalara kafa tutan kalyonları vardı. Zengindi. Yemek yediği tabaktan su içtiği çeşmelere dek her şeyi altındandı. Sarayın odaları tıka basa dünyada eşi menendi bulunmayan değerli taşlarla, altın paralarla doluydu. Sarayının çeşitli odalarında yaşayan kadınlarına taktığı kolyeler, gerdanlıklar, tek taş pırlantalar, ayaklarındaki halhal
Baltayı Bilemek
Bir zamanlar gür ağaçlarla dolu bir ormanda iki oduncu ağaç kesiyorlardı. Birisi sabahları diğerinden çok daha erken kalkıyor, ağaçları kesmeye başlıyor, bir ağacı devirir devirmez hemen ötekini kesmeye başlıyordu. Dinlenmediği gibi, öğle yemeği için bile kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise arkadaşı eve döndükten sonra bile çalışmalarını sürdürüyordu. ikincisi ise, ağaç keserken zaman zaman dinleniyor, öğleyin güzelce karnın